17 Ağu 2012

Ekmek / Bread



Tarif ekmek yapma makinesi içindir. İstenirse elinizlede yapabilirsiniz ama pişirirken daha farklı ve yayvan şekil vererek pişirmeniz gerekir. 
Malzemeler:
  • 1 su br ılık su
  • 2 yemek kaşığı tereyağ
  • 1,5 çay kaşığı tuz
  • 3 su br un (ben 2 su br beyaz un, 1 su br esmer(kepekli) un kullandım)
  • 3 yemek kaşığı az yağlı süt
  • 1 yemek kaşığı toz şeker
  • 2 çay kaşığı kuru maya (instant maya)
Yapılışı:
Makinenizin haznesine önce sıvılar sonra katıları olmak şartı ile koyun bütün malzemeleri ve en temel pişirme ayarı olan basic ayarda ekmeğinizi pişirin.
El ile yapmada ise unun ortasını açıp bütün malzemeleri ekleyin ( suyu yavaş yavaş sonradan eklemeniz lazım) kulak memesi kıvamına gelince tepsinizde şekillendirip, dinledirin en az 1 saat ,en fazla 2 saat. Dinlendikten sonra fırına sürüp pişirin. Nar gibi kızarınca hazırdır.




İrmik Helvası / Semolina Halva

yummmy :) Tatlı canavarı olarak tam not verdim :D Çektiğim fotoğrafları hiç beğenmedim gerçek hali çok daha güzel.

Malzemeler:
1 cup erimiş tereyağı (çiçek yağı veya margarin da olabilir)
2 cup irmik
2 cup şeker
3 cup su
Badem veya ceviz istenildiği kadar
(cup= su bardağı)
 

Yapılışı:

Tereyağını tencerede erit ve irmiği ekle irmik biraz koyu renge dönene kadar karıştır Ceviz ve yada badem ekle. O arada su ve şekeri ayrı bir tencerede kaynat. İrmiğin üzerine kaynamış şerbeti yavaş yavaş dök. Helva kıvamına gelince kapat biraz sulu kalabilir zaten bütün suyunu çekiyor zamanla katılaşıyor.



Misket Köfte / Meat Balls

Köfteler güzeldi, gerçektende güzeldi :D Tarifini bende dahil unutmamak için yazmalıyım.

Sarımsaklı Misket Köfte
Malzemeler:
  • 250-300 gr kıyma (yaklaşık bu kadar kullandım tam ölçüsünü bilmiyorum)
  • 2 dilim ekmek içi ( rondodan geçirdim)
  • 3 diş sarımsak
  • yarım yemek kaşığı biber salçası
  • 1 yumurta
  • 1 çorba kaşığı sıvı yağ
  • tuz
  • arzu ederseniz karabiber, pulbiber, kimyon
     ve kekik (ben bunların hepsinden biraz kullandım)
Yapılışı:
  • Sarımsakları minik doğra ve diğer malzemelerle yoğurarak bütünleşmesini sağla.
  • 30 dk dinlendir.
  • Minik ceviz büyüklüğünde yuvarla ve sıvı yağda kızart.
Ben extra olarak domates sosu hazırladım ve o sosta biraz çevirdim. Makarna ile beraber sundum hoş bir ikili oldu.
Domates sosu için: 1 adet soğanı minik minik doğrayıp yağda kavurdum ardından 1 yemek kaşığı biber salçası ekledim karıştırdım. Ardından soyulmuş ve doğranmış domatesleri ilave edip biraz daha karıştırdım ve su ekledim yaklaşık yarım su bardağı kadar. Ardından da kızarmış köftelerimi içine attım.

Bildiğim kadarı ile misket köftenin özelliği sos ile beraber ikram edilmesi.

12 Ağu 2012

Eşim, çiçeğim ve bardağım


Doğum günü çiçeğim :)


Eşim online oyunda vakit geçirirken;)

1 fincan yetmez 2 fincan çay :d biri Kübra'dan.
Bayılıyorum şu ineğin tipine :)

Dolu dolu tabaklar

"Tarifler bende atıyorum hafızaya, kullanıyorum, beyin bedava" :D repliği azda olsa değiştirdim ama eminim izleyen muhakkak hatırlayacaktır :D

Yemek az gelince makarna yapayım dedim böyle oldu.

 Sarmaları ben pişirmedim arkadaştan geldi ama ben sarmış olabilirim :)

 Fırında yapılmış patates, sıvıyağada kızartmaya hiç gerek yok at fırına gitsin tadı daha güzel oluyor bence.

 Kıymalı patatesli börek, evde yumurtanın olmadığı bir gün eşim börek istedi ve kıyamadım alışverişe göndermeye :) böreğin ara katlarına ve üstüne, yoğurt + yağ karışımı sürüncede gayet güzel işe yaradı ama yumurtanın görüntüsü daha başka bir güzel oluyor :)

 Ev yapımı iskender :) benim için klasikleşmiş bir yemek artık. Tabakta tek eksik var soğan ve biber kavurması yok, yine evde kalmadığı için olanlarla idare ettik.

 Kamerşah'ın ellerinden patates salatası.

Yummmyyyy muhallebi :) arakat bisküvi, üstüne tekrar muhallebi üstüne muz üstüne kakaolu muhallebi üstüne ceviz enfes :D Eşim bayıldı bayıldı ve yine bayıldı :D

Yemeklerin yarısı benden, yarısı dışardan olunca böyle karmakarışık bişey çıktı :)

9 Ağu 2012

Bilgisayar ve iman


Cami imamı Abdullah hoca , bir iş için resmi dairelerden birine gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.
Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim ‘fesubhânallah’ lar,estagfirullah’ lar çektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe:
CEN.NET CAFE
Cafe işleten delikanlıya:
- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim.
Abdullah hoca başlar beklemeye.. Böylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline.
Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır.
Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur.
Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler
nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de
buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir ‘fesubhanallah’ Bir ‘fesubhânallah’ daha çeker ve

- Ahir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine.
Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur.
En azından bu da bir hürmet ifadesidir. ‘Aferin’ derken içinden, hayıflanır, istemeden:
- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.
Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
- Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
- Buyurun amca, ne soracaktınız?
- Sen Allah’ı bilir misin?
Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir ‘fesubhanallah’ daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.
Kafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini  nasıl bilmez amca?
Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah’ı, bana bir anlatır mısın?
Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
- Bu bilgisayar ile biliyorum amca.
- Bunlarla mı? Pek anlayamadım.
- Bu bilgisayarları n varlığı benim nazarımda Allah’ın varlığının en açık delillerinden biridir.
Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir.
Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki:
‘Bu alet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir. ‘ Darwin bile ‘çüş lan deve’ der.
Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?
- Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; Yani bir anlamda da farzi muhal buranın rabbi benim.
Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor.
Hemen yakaliyorum onları. ‘Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle?
Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz?
‘Paramız yok abi! ‘ derlerse; ‘Yok öyle yağma! ‘ deyip cezalandırıyorum.
İnternet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum.
Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana?
Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu  sisteminin bir kurucusu olmaz mı?
Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?
- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah’ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?-Ben Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.
- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım?
Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır.
Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır.
Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır.
Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti.
Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu.
Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi.
- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
- Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda
kendimi yeterli görmüyorum.
- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım.
- Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O’na ve sevdiklerine yer vermeliyim, O’nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım.
İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O’nu  soylemeli, O’nu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu O’nun yolunda eskitmeliyim.. Benim bildigim bundan ibaret.
- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki!
Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey
Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor.
Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de..
- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: “NAMAZ”
- Eveeet amca, “NAMAZ” anti-virus programlarından birisidir.
Hayat sistemine kurup, günde beş kere de bağlanırız.
Böylece sürekli güncellenir.

Kaynak: http://www.avanosgazetesi.com/yazar/secme-yazilar/6429-bilgisayar-ve-iman.html

Bir miniğin Ramazan günlüğü…




Ramazan 1
Bu gün evde bir acaiplik var.
Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.
Annem ‘Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım’ dedi.
Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.
Ablam bile!
Ramazan 5
Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.
İzledim hepsini.
Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.
Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.
Ama gülmeye cesaretim yok.
Ramazan 9
‘Niye böyle yapıyorlar?’ Ablama sordum, ‘Büyüyünce anlarsın..’ dedi.
Zaten başka ne der ki,
Anneme sordum, Ramazan dedi.
Babama sordum, Oruç dedi.

Ramazan 11
Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.
Arkadaşım Fatıma’ya sordum.
Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.
Ramazan 14
Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.
Uyandım.
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!
Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.
O da yok!
Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!’ dedim.
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.
Bizimkiler yemek yiyorlar!
Vay uyanıklar.
Gündüz Oruç ile Ramazan’dan korkup gece yiyorlar.
Birde üstüme gülüyorlar.
Korkaklar.
Ramazan 17
Önceleri, Oruç ile Ramazan’ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.
Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim.
Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.
O zaman devam.
Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.
Ramazan 19
Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.
Oturup birlikte Kur’an okuyorlar.
Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.
Sevim teyze de başını örtmüş.
Çok da yakışmış
Ramazan 22
Her şey aynen devam ediyor.
Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.
Hepsi akşam ezan okuyor.
İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor.
Ne hoş.
Ramazan 24
Oruç’u merak ediyorum.
Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı .
Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?
Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.
İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
Oruc’u ve Ramazan’ı artık iyice merak ediyorum.
Onlarla tanışmaya can atıyorum.
Ramazan 25
Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.
Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.
Bu Kadir de kim?
Bin aydan hayırlı gecesi varmış.
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur’an okumak önemliymiş.
Ramazan 26
İftarı çok sevdim.
Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.
Gece yemek yemenin adı da Sahur.
İftar sonrası eğlenceler oluyor.
Babam camilere götürüyor bizi.
Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.
Ramazan 28
Merak içinde beklerken uyuyakaldım.
Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.
Ben göremedim.
Anlayamıyorum.
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.
Sinir oluyorum.
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.
‘Abim ne zaman geliyor?’ diye aneme soruyorum.
‘Bayram gelsin, o da gelecek’ diyor.
Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir’den sonra şimdide Bayram!..
Soramıyorum ‘Bayram kim?’ diye.
Neden o gelmeden abim gelemiyor?
Belki de abimin arkadaşıdır.
Çok özledim abimi.
Bayram’ı da alsın gelsin tanışalım.
Ramazan 29 / Arefe
Sonunda bir hanım ismi duydum.
Arife diyemiyorlar mı ne?
Arefe diyorlar.
Niye Arefe?
‘Arife’ olması gerekmiyor mu?
Yengemin adı gibi yani…
‘Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.’ diyor Annem.
Demek ki Arife teyze çok titiz.
İyice telaşlandılar.
Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.
Temizlik yapılıyor.
Yemekler hazırlanıyor.
Anneme ‘Bayram ne zaman gelecek?’ dedim, ‘Arefe’den sonra’ dedi.
Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.
Akraba da değil.
Kafam karma karışık.
Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.
Ve Bayram geldi
Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.
Oruç öldü heralde diye düşündüm.
Gece Abim gece gelmiş.
Sevinçten haykırdım.
Çok özlemişiz birbirimizi.
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime.
Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.
Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.
Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.
Abimden söz aldım.
Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.
Ben de verdim..
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.
Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.
Sendromu anlamadım.
Ama olsun, Abime güveniyorum.
Gerçi Ablam’a göre 4 yaşındayım.
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.
Abim bu konu beni aşar diyor.
Bayramı çok sevdim.
Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.
Bizim için her gün Ramazan olsa!..
Ne iyi olur…

Kaynak: http://ifadat.wordpress.com/2008/09/19/57/
              http://www.zamanbitiyor.com/index.php/dini-bilgiler/oku-ve-dusun/cocuklar-ve-ramazan.html

Düşük Sonrası…


Zordur.
Bebeği kaybettiğiniz haftaya göre acısı, yüreğinizdeki sızısı o kadar derindir.
İlk öğrendiğinizde bir şok yaşarsınız. Hele ki kalp atışlarını daha önce duymuşsanız… bir sonraki kontrolde doktorunuzun suratındaki endişeli ifadeden anlarsınız ters giden bir durum olduğunu. ”Tanrım, lütfen lütfen…” diye yakarırsınız. Normalde odayı inletmesi geren pıt pıt pıt sesi yerine kocaman bir boşluk vardır. Başınız döner, mideniz bulanır.
Ağlarsınız, çok hem de… sonra sakinleşip  mantıklı olmaya çalışırsınız. ”Bir daha deneriz, herkesin başına geliyor, ne var ki?!?” dersiniz.
Çoğu zaman nedenini de bilemezsiniz. Araştırmaya kalkar, internet canavarı olup çıkarsınız. Kafanız daha da karışır, binbir türlü hastalık teşhisi koyarsınız kendinize. Sonra bir ağlama hali gelir. İsyan belki de inkar. ”Bir doktora daha görünmeli” diye düşünürken aklınıza o sessizlik gelir. Kalp atışını beklerken içinde boğulduğunuz sessizlik. Yok, gitti, biliyorsun, bu sefer olmadı…

Atlatmak, yaşama devam etmek lazım. Bir an önce hem de.
Kocanın desteği, yakınların, arkadaşların varlığı önemlidir. Ancak yakın zamanda düşük yapmış bir kadına en son söylenecek söz ”biliyor musun, benim başıma neler gelmişti…” ile başlayan veya ”ilk düşük yapan sen değilsin ki canım” cümleleridir. Çünkü herkesin acısı kendinedir. Elbette çok daha büyük sıkıntılar çeken, tedavisi imkansız hastalıklarla uğraşanlar var ama onları örnek göstermek ilk aşamada çok sakıncalı.
Düşük yapan kadın;
Nerede hata yaptım? diye sorar kendine.
Depresyona girer. Ağlar. Ağlar. Ağlar.
Oysa hata ne kadındadır ne de erkekte. Hele ki erken dönemdeki düşüklerde, bunun doğal seleksiyon olduğunu söylemişti doktorum bana. Kızgınlık hissi bir süre devam eder. Normaldir. Çıkış yolu bulamaz insan çünkü. Olur olmadık zamanlarda ağlar. Tutamazsınız kendinizi. Olsun, ağlayın. Saatlerce ağlayın. Kimsenin sizi susturmasına izin vermeyin. Ben size bir şey diyeyim mi, ne kadar çok ağlarsanız, depresyondan o kadar çabuk çıkarsınız.

Geçecek, bu da geçecek.

Düşük sonrası, biraz iyi hissettiğinizde şunları hatırlayın:
Hamile kalabileceğinizi biliyorsunuz. Öyleyse hazır olduğunuzda tekrar deneyebilirsiniz.
Erken dönemde bir düşükse; bebek çok daha büyük olduğunda da düşük yaşayabileceğinizi düşünün.
Beklenmeyen ve geç dönemde bir düşükse; bebeğin büyük sıkıntılarla doğabilme ihtimalini düşünün.
Biraz kaderci olmakta yarar var bu dönemi kolay atlatabilmek için. ‘‘Her şeyin bir nedeni vardır, hayırlısı bu heralde” diye düşünün.

Ne zaman, ne şekilde olursa olsun zordur, üzücüdür. Bir kadın için kabullenmesi güçtür. Peki ya kocalar? Onların neler hissettiğini kim biliyor? Kim soruyor? Tahmin ettiğinizden de zordur onların durumları. Hem eşlerine hem de kaybedilen bebeğe üzülürler. Hem destek olmak zorundadırlar hem de desteğe ihtiyaçları vardır. Kocalarınızı yanınızdan uzaklaştırmak yerine bu acıyı beraber yaşamayı deneyin. Her şey daha güzel olacak. Emin olun.



Kaynak : http://www.slingomom.com/hamilelik-dogum/dusuk-sonrasi/